Kategori arşivi: 23-24.Hâfıd-Râfi

Hâfıd-Râfi

HÂFID/RÂFİ(el-Hâfıd /er-Râfi)         (23,24)

Hâfıd, alçaltan,zillete düşüren;  Râfi, yücelten,izzet ve şeref bahşeden

 

Kur’an-ı Kerim’de:

 

1)    Vâkıa suresi üçüncü Âyette kıyametin alçaltıcı ve yükseltici olduğu     bildirilmektedir. Şüphesiz alçaltan da yükselten de Allah-ü Teâlâ’dır.

 

2)    Hz.İbrahim ve oğlu Hz İsmail’in Kâbenin duvarlarını yükseltmeleri: Bakara 127

 

3)    Allah,  peygamberlerini  üstün kılmıştır (yükseltmiştir): Bakara 253 / En’am 83 /

Yusuf 76

 

4)    İnsanların kimini kimine üstün kıldığını belirten: Nisâ 32/En’âm 165/Zuhruf 32/Mücadele 11.Âyetler,

 

5)    Göğü direksiz yükseltmiştir.  Ra’d 2.Âyet.

 

6)    “Refi’ü’d-derecât” yani en üstün mertebede olan zât manâsında Mü’min 15.Âyette kullanılmıştır.

 

7)    İsa (a.s.)’ı kendi katına yükselttiğini: Nisâ 158.Âyette bildirmiştir.

 

Hâfid: Allah’ın iman etmeyenleri bedbaht yaparak alçaltması; Râfi ismi ise, mü’minleri bahtiyar ederek yükseltmesi manâsınadır.

 

Allah –u Tealâ  Tîn Suresinde: “ İnsanı ahsen-i takvim (en güzel ahlak) üzere yarattık. Sonra onu esfel-i safiline (aşağıların aşağısına ) indirdik.” Buyurmakla, yükseltenin de alçaltanın da Zât’ı olduğunu bildirmektedir. Yani O yükseltmede ve yine O alçaltmadadır. Burada kula düşen sadece niyet etmek, sonra da gayret ve say ile niyeti yönünde hareket etmektir. Nefsin daima kötülüklere meylettirmek  arzusunda olduğunu bilmekteyiz. İşte onun bu isteğini bilip, yap dediklerini yapmamak ve yapma dediklerini de yapmak suretiyle, kul kendine düşeni yerine getirmiş olur. Böylece Allah lûtfu ile o kulu yüceltmiş olur. Kul nefsini alçaltınca, yani bedendeki ve kalbdeki hükmünü kaldırınca, kendi özündeki ruh açığa çıkmış ve kalbine, bedenine ruh hakim olmuş olur. Yani yükselme insanın ruhun etkisinde olması demektir. Alçalma ise bunun aksidir. Böyle kullarda kalp ve beden hem de akıl nefsin kötü etkisinde olup, ruh gizlide kalmış, örtülmüştür. Bu kişiden iyi bir hareketin çıkması zordur.

 

Hakkın ortaya çıkarılması, tavsiye edilmesi, Hak ile bâtılın ayırt edilmesi için, ruhun üzerindeki perdenin kaldırılmış olması lâzımdır.Böylece insanda ruh hüküm sürmüş olur. Hak ile bâtılın ayrılması çok önemlidir. Her insan için önemlidir. Zira insanlık için en önemli olan adalet duygusu ancak bu ayırt etme ile mümkündür. Dünyadaki bütün haksızlıklar, nefsani egemenliklerden oluşur. Yani Hak ve bâtılın seçilemeyişinden kaynaklanır. İnsanın başkalarının haklarını yerine koymadan önce kendi haklarını tesbit edebilmesi lazımdır. Ancak bundan sonra adil karar vererek, hakları yerine koyar.

  

Bu isimlerin insana yansıması ile o kişi aynen Allah’ın Ahlâkında olduğu gibi haklıdan yana olur. Haksızın haksızlığına mani olur. Her zaman ve her hal içinde, kendi menfaatine aykırı bile düşse, hakkı savunûr, hakkı tavsiye eder. Hz. Peygamberimiz(s.a.v.)’in “ Kızım Fâtıma dahi olsa elini keserdim.” Hadis-i Şerif’inde buyurdukları gibi olur. Bir Kudsi Hadis-i Şerif’de Allah-ü Teâlâ bir velisine: “ Zühdün (Allah için dünya sevgisinden sıyrılman) kendi rahatın içindir. Beni zikretmekle de benimle şereflendin.Acaba sırf benim için bir haklıya arka çıktın mı? Bir haksıza karşı koydun mu? ” buyurmuştur.

 

Ya Refiü’d-derecât  perdeleri kaldırsan,

Hak ile bâtılı birbirinden ayırsam…